Harry Potter'ı Neden Bu Kadar Seviyoruz?

Yarım milyar baskısı satılmış ve yetmişin üzerinde dile çevrilmiş kitabı ile dünyayı sarsan Harry Potter serisinin 2001’de başlayıp on senelik uzun bir maraton ile beyaz perdeye veda eden sekiz filmi. Harry Potter günümüze gerçetken çok şey değiştirdi. Bunu bilmemek için bir mağrada yaşamak gerekir zaten. Uzun bir aradan sonra beyaz perdeye geri dönüş için hazırlık yapan Harry Potter dünyası, Rowling’in yazacağı “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?” serisiyle ile yeniden can bulacak. Film izleyicilerle buluşmadan önce, özellikle bir jenerasyonla beraber ilerleyen ve tam anlamıyla “büyüleyici” olan bu serinin başarısını Filme Gitmeden Önce olarak bir kez daha incelemeye karar verdik.

2 yazı bulunmakta. Aşağıda olan 2.si bir Harry Potter hayranının eleştirisel bakış açısını içeriyor.

HARRY POTTER’IN BAŞARISININ 5 SIRRI

 1) Büyü Dünyası’nın Derinliği
Hem filmin hem de kitabın ilgi çekiciliğinin bir nedeni de içinde barındırdığı büyü dünyasının çok derin olması. Detayların fazlalığı ve her öğenin en ince ayrıntısına kadar işlenişi sinemaseverleri ve okuyucuları kendine çekiyor. Aile ağaçları, Quidditch, ders konuları ve işlenişleri, büyülü objelerin işleyişleri ve ana hikayeye etkisi, bütün bu unsurlar ana hikayeyi oldukça zenginleştiriyor ve ortaya çıkacak senaryoyu her anlamda destekliyor. Büyü dünyasının bu kadar derin ve renkli olduğunu izleyenlerin de ana hikayeye ısınması kolaylaşıyor. Ayrıca, iddia edenlerin çoğunun aksine, bu ilginç, ve bazen de ürpertici detaylar bu filmi sadece çocuklar için olmaktan oldukça uzaklaştırıyor.  Kısacası, hikayenin içine işlenen zaman-mekan olgusu ve bütün olayların altında yatan felsefe ilgi çekiciliği, ve doğal olarak da popülerliği meydana getiriyor.

Bu sene Diagon Yolu'na gittme şansı yakalayan editörümüz
 Cem Başak
2) Olağanüstü Oyuncu Kadrosu
 Sir Michael Gambon’dan Dame Maggie Smith’e, Alan Rickman’dan Gary Oldman’a birçok yetenekli oyuncuyla çekilmiş bir filmin tadına doyum olmaz. Harry Potter’da genç yaşta rol almaya başlayanlarda bu ustalarla vakit geçirme şansı buldukları için oyunculuklarını da geliştirmişlerdir. Muhteşem yedili Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Matthew Lewis, Bonnie Wright, Evanna Lynch ve Tom Felton da övgüyü en az diğerleri kadar hak ediyorlar. İlk filmler için oyunculuklarını eleştirmemize gerek yok. Ancak seyirci için gerçekten röle büründüklerinde karakterleri ile tam bir uyum içindeydiler. Zaten oyuncularla benzer yaşta olan seyirciler ilk başlarda oyunculardan Oscar’lık performans beklemiyorlardı. Emma’nın filmler geçtikçe güzelleşmesi, Matthew’un son filmde patlama yapması, Tom’da Draco’nun tedirginliğini hissedebilmeniz, Luna’nın farklı-özel uyumunun Evanna’da katlanması, Rupert ile Dan’in inişli çıkışlı arkadaşlık ilişkisi… Bu anılar saymakla bitmez.


3) Ana Hikaye / Gerçek Hayat Benzerliği
Tabii ki bu bölümde sokaklarda ellerinde asa ile koşan insanlar ya da Quidditch maçı için başka ülkelere cisimlenen taraftarlardan bahsetmiyoruz. (Olsa hiç fena olmazdı halbuki.) Harry Potter filminde işlenen motiflerin gerçek hayatta da ne kadar etkili ve geçerli olduğunu göstermek bu bölümdeki asıl amacım. Spoiler Alert vererek kanıtlarıyla en basit örnekten başlayalım: Wizarding War I ve Wizarding War II (Birinci ve İkinci Büyücü Savaşı diye geçer) ile Birinci ve İkinci Dünya Savaşı benzerliği, ve hatta sonuçlarının da benzerliği oldukça yüksektir. Voldemort’un Büyücü faşisti ve Hermione’nin büyücü günah keçisi olması (DH1’de Bellatrix’in neden Hermione’nin koluna mudblood-bulanık- yazdığını anlamışsınızdır. Bellatrix’in Harry ya da Ron yerine Hermione’yi seçmesi Hermione’nin zeki olması değildi.) sadece bir tesadüf değildi. (Muggle’dan doğma büyücüler için toplama kampları vardır.) Draco’nun üçüncü filmde Hermione’ye mudblood demesi, beyaz tenli bir insanın siyah tenli birisine n*****-zenci (Türkçesi anlamını kaybetse de)- demesinden farksızdır. Aynı zamanda filmin vermeye çalıştığı
mesajlardan biri de “United we stand, divided we fall.” yani “Birlikten kuvvet doğar.” ilkesidir. Harry Voldemort’u yenecek kadar güçlü bir büyücü olmasa bile birçok kişiden aldığı yardımla sonunda onu yenmeyi başarır. Sonuç olarak, gerçek hayattan pek de farkı olmayan ögeler ile güçlendirilmiş bu film, kendini karakterin yerine koyarak hikayeyi anlamlandırmana olanak sağlıyor.

4) Karakter Gelişimi ve Derinliği
Filmdeki karakterlerin büyüyüp gelişmesine, olgunlaşmasına ve hatta karakterlerinin değişimine tanık oluyoruz. Diğer karakterler ile etkileşiminin hayatlarına nasıl yön verdiğini bizzat filmin içinde görebiliyoruz. Harry Potter bu şekilde uzun vadede birçok değişimin yaşandığı ender filmlerden biri ve bu seyircinin hoşuna gidiyor. Kitaplarda olduğu gibi filmlerin de başlangıç-doruk-bitiş noktaları vardır. Ancak çoğu zaman doruk noktası seyirciler tarafından yanlış algılanır. Doruk noktası filmin en heyecanlı bölümü değildir. Doruk noktası, ana karakterin filmin başlangıcında hissettiği duyguların ve-veya sahip olduğu özelliklerin en fazla (en fazla diyorum çünkü zaten film boyunca bu etkileşim devam ediyor) olduğu bölümüdür. Bunu Harry Potter’a uygulayacak olursak, birden fazla doruk noktası ile karşılaşırız, çünkü on seneden fazladır izlediğimiz bu karakterlerin hepsi artık gözümüze ana karakter gibi gelir. Hele ki eğer J.K. Rowling’in vermeye çalıştığı mesaj “En küçük yardım bille birleşerek büyür.” olunca. Bu değişimlere örnek olarak Draco’nun seneler geçtikçe karanlık taraf ile sorunlarının artması, şüphelerinin başlaması, korkularının artması olarak görebiliriz. Birinci filmdeki o kendinden emin Draco’yu Yedi-Sekizinci filmdeki şüpheci Draco olarak görürüz. Bunu ana karakter sayabileceğimiz her karaktere uyarladığımızda neden Harry Potter’ın diğerlerinden farklı olduğunu anlayabiliriz.

5) Seyirciler
Evet seyirciler, yani siz. Nasıl oluyor da her filmi izleyen siz Harry Potter’ı daha farklı kılıyorsunuz?  Şöyle başlayayım. Felsefe Taşı 2001 yılında geldiğinde izleyicilerin yaşı genel olarak Harry kadardı. Sırlar Odası 2002’de geldiğinde yine ortalama bu şekildeydi. Bu durum her sene Harry Potter’ın izleyicisini artırarak devam etti, ve sonunda “Harry Potter jenerasyonu” ya da “Potterheadler” diyebileceğimiz bir topluluk yarattı. Bu kişiler Harry Potter ile büyüdü, başucu hikayeleri Harry Potter oldu, Harry Potter ile yatıp Harry Potter ile kalktı, bir problem yaşadıklarında “Harry olsa ne yapardı?” diye sordular kendilerine, sevindikleri zaman Harry ile sevindiler, üzüldüklerinde Harry ile üzüldüler, ve utanmadan iddia ediyorum, öldüklerinde de içlerindeki Harry ile ölecekler. J.K. Rowling’in “Dönüşünüz ister beyaz perde, ister kitap yoluyla olsun; Hogwarts her zaman sizi evinizde hissettirmek için orada olacak.” demesi boşuna değil. Alan Rickman’ın “Seksen yaşına geldiğimde sallanan sandalyemde oturup Harry Potter okuyor olacağım. Ve ailemdekiler bana diyecekler ki:  ‘Bunca zaman sonra hala?’ Ve ben de diyeceğim ki: ‘Daima.’” demesi de boşuna değil. Harry Potter’ın bu kadar büyümesinin nedeni onlar. Harry Potter’ın bu kadar büyümesinin nedeni sizlersiniz. Ve her sabah kalktığımızda Potterheadler olarak –izin verin kendimi de katayım)- diyoruz ki: “Jo, bana bu çocukluğu bahşettiğin için sana minnettarım.”

Bir de serinin hayranlarından birinin eleştirisel bakış açısıyla okuyalım:
Harry Potter serisi , tıpkı Godfather, Lord of  the Rings ve Star Wars gibi kalbimizde taht kurmuş bir seridir. Ancak bu serilerden en büyük farkı bir jenerasyonla beraber büyüp gelişmesi ve o yaş grubunu neredeyse filmle bütünleştirmesidir. Şuan 17-18-19 yaş grubundaki gençlerin çoğunluğu Harry Potter hakkında objektif olamaz v bu nedenle bu seri hakkında kötü bir şey söylemez; çünkü bu yaş grubu için Harry Potter, bir filmden çok daha fazlasıdır.
Ancak film her ne kadar benim de kalbimde de taht kurmuş bir film olsa da bazı yönleriyle eksik kalmıştır. Harry Potter’ın belki de en büyük eksiklği, bazı karakterlerin yaşamları ile ilgili bilgilerin eksik veya yüzeysel olarak anlatılmasıdır. Her ne kadar filmle kitabın aynı olması beklenmese de Harry Potter kitaplarında, Albus Dumbledor, Lord Voldemort , Sirius Black , Severus Snape hakkında daha detaylı ve ilgi çekici bilgilere rastlamak mümkün. Her ne kadra bu bilgiler filmin gidişatını, kurgusunu veya  olayları değiştirmese de filmdeki yardımcı karakterlerin hayatları ile ilgili bazı deatylar filmlere renk katar ve çekiciliğini arttırır. Ancak bu eleştriye çok açık bir konudur. Çünkü, tıpkı filmdeki bazı şeylerin hiç açıklanmamış olması seyircileri rahatsız edebileceği gibi o şeylerin açıklanmaması ve bir gizem havası yaratılması izleyiciler için ilgi çekici de olabilir. Bu filmlerden ne beklediğinize bağlıdır.
Serinin yönetmenlik başarısı ile ilgil bir eleştri getirmek oldukça güç. Çünkü seri  4 farklı yönetmen tarafından yönetilmiş ve içlerinde belkide en başarılısı son 4 filmi yöneten David Yates. Ancak bu eleştri yanıltıcı olabilir. Çünkü başrol oyuncularının zaman geçtikçe büyümesi ve bununla birlikte oyunculuklarınıngelişmesi filmlerin güzelleşmesindeki en önemli neden. Bu serideki filmlerin güzellik derecesini yönetmenlere bağlamak bence doğru bir yaklaşım değil. Çünkü en nihayetinde kitaplar baz alınarak yapılan bu filmlerin ne derece güzel olduğu oyunculuk başarısı ve yazarlık başarısı ile ölçülebilir.
Oyuculuğa gelecek olursak, ilk 2 hatta 3 filmdeki başrollerin oyunculuğunu eleştirmek çok da adil olmaz. Ancak başroldeki Daniel Radcliffe, Rupert Grint ve Emma Watson birer çocuk oyuncu olmalarına karşın, oldukça başarılı performans sergilediler ve küçük bir yaşta başrol olmak gibi ağır bir yükü ; hele de Harry Potter gibi bir başya yapıtta başrol oyunculuğunu başarıyla taşadılar. Ancak yardımcı oyuncular için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. İlk birkaç filmde yardımcı oyucular oldukça başarısız. Ancak zaman geçtikçe onlarında oyunculuk becerileri tıpkı başrol oyuncuları gibi gelişmiş. Belki de bu ilk filmlerin daha çocuksu bir havada ve sonraki filmlerin daha olgun bir havada geçmesinden kaynaklı olablir.
Her ne kadar bu seriyi birçok eleştri getirelebilecek olsa da Harry Potter serisi bir jenerasyonun kalbinde taht kurmayı başarmış ve belkide sinema tarihinin en başarılı serisidir. Çünkü tıpkı Star Wars da olduğu gibi serinin son filmi de bittiğinde bu filmle birlikte büyüyen jenerasyonun kalbinden bir parça kopmuştur. Ve bu bu denli başarılı olmuş bir filmin eşi benzeri bulunmamaktadır. Çünkü bu tarz filmler yani izleyiciyi filmle bütünleştiren filmler oldukça sınırlı sayıdadır ve yapımı, yaratımı kısacası herşeyi ile oldukça zordur.



Çevik Basmacı-Yiğit Akdağ

Yorumlar