Hobbit: The Battle of Five Armies (Beş Ordunun Savaşı)


Vizyon Tarihi: 17 Aralık 2014
Yönetmen: Peter Jackson
Imdb: 7.9
Rottentomatoes: &60
Oyuncular: Ian McKellen, Martin Freeman, Richard Armitage
Fragman sayfanın altındadır.

*Spoiler içerir

2012 yılında başlayan maraton bugün son buldu.
İlk Hobbit filminin vizyona girdiği o geceyi hatırlıyorum da nasıl heyecanlıydım. O heyecan, bu iki yıl içinde bazen arttı bazense azaldı. Beş Ordunun Savaşını izlemek için salondaki koltuğuma oturduğumda ise zirve noktasındaydı. Ve “Hiç kimsenin beklemediği savaş” başladı.
 
Film tam olarak ikincisi nerede bıraktıysa oradan devam etti. Smaug, havada estetik hareketlerle süzülüyor, tıslayarak konuşuyor ve etrafı o kudretli nefesiyle aydınlatıyor. Göl kasabasında panik ve korku hakim. Tabii bu çok uzun sürmedi. 10 dakika içinde Smaug layığını buldu ve Bard tarafından vuruldu. Peki 10 dakika sürecek bir sahneyi neden ikinci filme yerleştirmediler? Bu soru bence kilit soru ve bunu cevabı bize üçüncü filmin “olayını” sunacak. Cevap basit: Daha fazla aksiyonu bu filme saklamak için. Beş Ordunun Savaşı, serinin önceki filmlerde hissedilen eksiğini kapatmak için hazırlanmış adeta. Aksiyon, aksiyon, aksiyon.
 
Galadriel, Elrond ve Saruman kısa bir sahne için filmde bulunuyor. Görev basit: Gandalf’ı tutsaklıktan kurtar. Fakat bu basit görev bir gösteriye dönüşüyor. Sırasıyla Galadriel,  Elrond, Saruman, Galadriel, Radagast, Saruman spot ışıklarını üzerinde topluyor. 92’lik Christopher Lee(Saruman) kıymetli asasıyla adeta bir kung fu resitali sunuyor, Elrond da ondan eksik kalmıyor tabii ki ve en son Galadriel son manasını da kullanarak Sauron’u ve 9’ları doğuya sürüyor. Radagast ise Gandalf’ı oradan uzaklaştırmak için var. Ek olarak Legolas ve bir elf kızı olan Tauriel var. Fakat bu ikili arasından benim ilgimi daha çok Tauriel çekti çünkü kendisi filmdeki tek aşk hikayesinin tarafı. Bir elf kızı olan Tauriel ile cüce Kili’nin aşırı acıklı hikayesi. Hatta Kili, bu aşk uğruna ölüyor. Kitapta olmayan bir ögenin üzerinde bu kadar durulunca ben de rahatsız oldum açıkçası.

  Filmde adeta bir mesaja dönüşen şey ise açgözlülük. Tolkien’in kitabında bahsettiği ejderha hastalığı Peter Jackson’un da üzerinde durduğu bir mesele haline geliyor. Güçlü bir tema, sanatsal bir bakış ve doğru müzikler… Thorin’in arkentaşı için kendini kaybetmesi, açgözlülüğü ve paranoyaları. Adeta bir kabus sekansı. Hastalık etkisi altındaki cüce kralı bu kadar başarılı yansıttığı için Jackson’a teşekkür edebilirim.
 
Film aktıkça sizi heyecanlandırmak için sırasıyla bütün kozlarını oynuyor Peter Jackson. Smaug ile başlayan bu fırtına kimi zaman bir elfle ork arasındaki mücadeleye kimi zamansa bir hobbit ve bir cüce arasındaki sert diyaloga indirgeniyor ama hepsi ilki kadar nefes kesici.  Bütün bunları en iyi hissetirebilen sahne ise filme ismini veren Beş Ordunun Savaşı. Meydana yayılmış birçok ordu, hareket halinde birlikler, taktik savaşları… Manzara epik olduğu kadar korkunç da. Havaya tam bir kıyım atmosferi hakim.
  Birbirleri ile arası iyi olmayan iki halk: Cüceler ve elfler. Fakat düşmanları ortaksa ne kadar iyi bir ikili olabildiklerini gördüğünüzde siz de koltuğunuza sığmadığınızı fark edeceksiniz. Cücelerin savunma diziliminin arkasından meydana ceylanlar gibi sekerek ilerleyen elfler düşünün. Burada ceylanlar diye bahsetmemin sebebi elflerin savaş sırasında dahi güzelliklerinden hiçbir şey kaybetmemeleri. Bu nokta biraz rahatsız edici oluyordu film sırasında. Her bir cephede farklı bir karakter ışıkları üstünde topluyor ve istemsizce onlar gibi hissediyorsunuz. Öyle ki kendinizi Demir Dağlar’ın kralı Dain Demirayak’ın yerinde bile hissetmeniz mümkün.
 
Gördüğünüz üzere Bilbo’dan bahsedemedim şuana kadar. Neden mi? Çünkü kendisi filmde olması gerektiği kadar yok. Bilbo Baggins film boyunca neredeydi? Bilbo, ki kendisi romanın baş karakteridir, tüm bunlar olurken bazen adeta kimsesiz bir seyirci gibi hikayeden uzakmış hissi uyandırdı. Keşke buna daha dikkat etseydi ve yüreği büyük hobbite gerektiği kadar yer verseydi.
 
Maalesef sona geldik.  Masasında oturmuş, bir hobbitin kendinden beklenmeyecek kadar büyük hikayesini yazmaya başlamış Bilbo Baggins, piposu ve çok sevdiği Shire. Konuğu ise Gandalf. Hikayenin başladığı ve bittiği yerdeyiz… Farewell!

Gökhan Bilgi



Yorumlar