Alev Almış Bir Genç Kızın Portres (Portrait of a Lady on Fire, ELEŞTİRİ)

Alev Almış Bir Genç Kızın Portres
Merhaba. Bu yazıyı yazanın Cem olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ama yazıyı şöyle bir incelediğinizde içinde saçma espriler olmadığını göreceksiniz ve Cem’in yazmadığını anlayacaksınız. Cem hiç film izlemiyor. İnanabiliyor musunuz adam film izlemiyor ve kocaman bir film kanalı var! Ş A K A . Hatta bu şakayı yapmamı o önerdi. Ama gerçekten Cem’in hala filmi izlemediğini düşünürsek bunun bir şaka olmama olasılığı da var. Neyse, merak etmeyin ben sıkıcı bir insanım ve çok şaka yapmıyorum.
Bu sırada ben Filmin Adı Ne Kanka. Bir YouTube kanalım var ve orada gişe sinemasından uzak entel dantel filmleri inceliyorum, listeler yapıyorum, çok bilinmeyen filmleri konuşuyorum. Yani çok sıkıcı içerikler üretiyorum. Ama bugün sizlerle konuşmak istediğim çok iyi bir film var. Küçük bir not; filmi 16 yaşından büyük izleyicilere önerdiğimi hatırlatmalıyım. Ama yazıyı 3 yaşında olsanız bile okuyabilirsiniz. 
Filmimiz bu yıl Cannes'da yarıştı ve en iyi senaryo ödülünü kazandı. İnsanlar filmin en iyi film ödülünü de almasını istiyordu ama o ödül “Parasite” filmine gitti. Parasite de çok iyi film. İzlemeyen varsa mutlaka izlesin. Güney Kore sinemasının kafasının kırık olduğunun iyi bir ispatı. Benim için tek sıkıntısı sonunun biraz uzun olması.
18. yüzyılda geçen filmimiz evlenmek üzere olan genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Damadın ailesine kızın portresinin gönderilmesi gerekiyor ama genç kız evlenmek istemediği için portresini hiçbir ressama yaptırmıyor. Kız bikaç kişiye illallah ettirdikten sonra portre için yeni bir ressam çağırıyorlar. Tabii gelinimiz farketmesin diye yeni ressamı ona yürüyüşlerinde eşlik edecek bir yardımcı olarak tanıtıyorlar. Ressam kadınsa yürüyüşlerde ve sohbetlerinde kızın yüzünü iyice inceleyip kısa zamanda portresini tamamlamaya çalışıyor ama iki insanın arasında başlayan duygular hayatlarını raydan çıkarıyor.
Yönetmen Celiné Sciamma şahane bir iş ortaya koymuş. Filmi izlerken özellikle ilk 1 saat o yıllardan kalma bir resim tablosu izliyor gibisiniz. Filmin sinematografisi ve sanat yönetimi de harika. Özellikle ikinci yarıda senaryoyla ve müziklerle beraber tam bir resital izliyorsunuz. Film olgun ve saf bir aşk hikayesi anlatırken karakterler hakkında çok fazla bilgi vermiyor. Ancak bunu yaparken onların iç dünyalarına inmeniz için çok güçlü anlar sunuyor. Filmin her iki başrolü Noémie Merlant ve Adéle Haenel çok iyi performanslar sergiliyorlar. Karakterlerini hem iyi canlandırıyorlar hem de senaryonun yükünü iyi kaldırıyorlar. Zaten filmin her şeyi çok iyi.

Aynı zamanda film feminist duruşunu da çok iyi bir yere konumlandırıyor. Ne kör göze parmak şekilde rahatsız ediyor ne de lafını esirgiyor. Metaforlarını da çok güzel yerleştiriyor. Aşık olunduğunda tablonun tam kalp kısmının yanması, bebeğini aldıran anne acı çekerken ona başka bir bebeğin destek olması ve Yunan mitolojisinden beslendiği kısımlar gibi… Toplum baskısı, özgürlük, ebeveynlik ve kadın olmaya dair de söyleyeceği çok şeyi var. Film her şeyi ile dolu dolu 2 saat yaşatıyor ve doğa manzaralarıyla, atmosferiyle büyülüyor. Film az sayıda salonda gösteriliyor ama eğer yakınınızda ki bir salonda oynuyorsa ne olursa olsun kesinlikle kaçırmayın. Filme 10 üstünden 8, 8.5 veriyorum.

Bu sırada videolarımı hazırlarken metinler oluşturuyorum ve doğaçlamalar ekleyerek metni video haline getiriyorum. Ama inanın video izlemek bir şeyler okuyabilmenin yerini asla tutamaz. Yaşadığımız gezegen er şeyin çok kolay ve hızlı tüketildiği bir yere evrildi. O yüzden bu bloğun varlığı da çok önem arz ediyor. İnsanlar bir süre sonra, sosyal medyadaki her şeyden bıkınca okumayı çok özlediklerini fark edecekler. Sıkılmayı, yavaşlığı ve hayal kurmayı özleyecekler. Bu dikkat dağınıklığı zamanla herkesi çok yorulacak. Artık çoğu filmde bile saniyede tam 3 farklı görüntü oynatılıyor. Oysa bazen bir sahneyi tek plan olarak izlemek istiyoruz. Her şey olması gerekenden çok hızlı. Ama tüm bunların hızlı olması vakti fazlalaştırmıyor. Tam tersi daha fazla vaktinizi harcamanıza sebep oluyor. Okumak insana iyi gelir, dinlendirici filmler insana iyi gelir. Gözlerinizi kapatıp biraz hayal dünyanızla ve kendinizle baş başa kalmanız gerekir. Aslında çok önemli sandığımız ve gözümüzde çok büyüttüğümüz şeyler hiç düşündüğümüz gibi değil. Yine de her şeyin temeli bakış açısı. Yazıya başlarken sıkıcı bir insan olduğumu söylemiştim. Şu an bu eziyeti çekme sebebiniz o cümleyi gördüğünüz an yazıdan çıkmamış olmanız. Bu kadar gevezelik yeter. Susuyorum. 
Kendine iyi bak, görüşürüz.



Yorumlar

  1. Güzel bir filme benziyor en yakın zamanda izliyicem.Böyle güzel ama bilindik olamayan filmleri bize gösterdiğiniz için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Filmi Ankara Büyülü Fener'de izledim geçen hafta. Hiç ara verilmeden izlemek zorunda kaldığım için biraz bunaldım açıkçası ve bir yerden sonra filmin sıkıcı olduğunu düşünmeye başladım. Sinemadan çıkıp film üzerine düşünmeye başlayınca aslında çok beğenilesi bir film olduğunu fark edebildim. Sonuç olarak film arası çok önemli (özellikle gösterim yapılan salon küçükse) ve film de çok iyi. Bir de yazı hiç sıkıcı değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filme Gitmeden Önce ve Filmin Adı Ne Kanka takip ettiğim iki film kanalı başarılarınızın devamını diliyorum

      Sil
  3. Filmi cuma günü İzmir Karaca Sineması'nda izlemiştim. Gerek konuyu işleyişiyle gerek sinematografisiyle harikulade bir çalışmaydı. Fransa'nın bu sene oscar adayı olarak bu filmi göstermemesine anlam veremiyorum. Holywood'da Parasite ile yarışabilecek tek eser buydu bence.

    YanıtlaSil
  4. tüm haksızlıklara, acılara, umutsuzluğa karşı protest şiirler, eleştiriler gibi yazılarla karşı gelen blog http://marjinalsanat.blogspot.com

    YanıtlaSil
  5. 3 yaşındayım ve yazı cok güzel

    YanıtlaSil
  6. Yav kankam su cemi sal bi artik ya , darbe yapip kanali ele mi gecirecen nedir

    YanıtlaSil

Yorum Gönder